24May

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) Genel Kurulu Yapıldı

Tarım Kanunu’nda belirlenen ulusal tarım politikaları çerçevesinde çalışma yapmak üzere kurulan Ulusal Hububat Konseyi’nin (UHK) Olağan Genel Kurulu Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde yapıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir, TOBB Borsalar Konsey Başkanı Hüseyin Çevik, TÜRKTOB Başkan Yardımcısı ve BİSAB Yönetim Kurulu Başkanı Selami Yazar, ziraat odası başkanları ve UHK üyeleri ve protokol davetlilerinin katıldığı Genel Kurul’da Başkanlığına Özkan Taşpınar, Başkan Vekilliğine Yaşar Serpi, Sayman Üyeliğe M.Namık Köklüsoy ve Yönetim Kurulu Üyeliklerine Mehmet Tabur, Sabahattin Yumuşak, Prof. Dr. Bayram Sade, Selçuk Aydınalp, Hasan Gümüş, ve Murad Bertan seçildi.

Tarım ve Orman Bakanlığı BÜGEM Genel Müdürü Dr. Mehmet Hasdemir,  Bakanlık olarak hububat üretime büyük önem verdiklerini belirterek, ülke ihtiyacının karşılanması, mamul madde ihracatında kullanılan hammaddenin yurtiçinden temini için projeler ürettiklerini belirterek, en büyük desteği hububata verdiklerinin altını çizdi. Tarım paydaşlarıyla her zaman koordineli çalıştıklarını, pandemi yakın coğrafyadaki savaşlara rağmen sürdürülebilir bir hububat üretimi için her türlü önlemi aldıklarını, teşvikleri arttırdıklarını ifade ederek, UHK’nin çalışmalarını önemsediklerini belirtti.

Ev sahibi olarak konuklara hitap eden TOBB Borsalar Konsey Başkanı ve Konya Ticaret Borsası Başkanı Hüseyin Çevik, tarım ve tarımsal ticaretin ihmal edilemeyecek kadar önemli bir sektör olduğunu belirterek, günümüzde tarım ve gıda güvenliğinin, dünyanın da en önemli sorunlarından biri olarak karşılarına çıktığının altını çizdi. Çevik, tarımı bir zenginlik kaynağı olarak ekonominin sağlam ve sağlıklı bir halkası haline getirmenin Türkiye’ye büyük bir ekonomik ve politik avantaj getireceğini söyledi. Bunun için UHK’nin çalışmalarını hep desteklerini ifade etti.

Genel kurulda bir konuşma yapan Ulusal Hububat Konseyi Başkanı Özkan Taşpınar, salgın kaynaklı sorunlar; gıda arzı, temini ve fiyatları üzerindeki baskısını sürdürürken, şubat ayında Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesi mevcut sorunları derinleştirirken, yeni sorunları beraberinde getirerek gıda güveliğini çok daha karmaşık hale getirdiğini belirterek “Salgın kaynaklı sorunlara ek olarak Rusya-Ukrayna savaşının gıda güveliğini tehdit edici boyuta ulaşması; Rusya ve Ukrayna’nın birçok temel gıda ürününün küresel tedarikçi olmasından, özellikle Rusya’nın doğal gaz ve gübre üreticisi ve tedarikçisi olması ve tedarik sorunları ve kısıtlama kaynaklı fiyat artışlarından, Ukrayna’da ürünlerin bu sezonda ve muhtemel gelecek sezonlarda bakım ve hasat sorunları kaynaklı üretim düşüşünden, lojistikte aksama, gıda tedarik zincirinde sıkıntılar, limanların, kritik önemdeki ticari işletmelerin kapanması gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Kriz ortamlarında toplumların ve bireylerin davranışlarında panik ya da aşırı itiyat gibi sebeplerle değişiklikler olmakta; ülkelerin buğday gibi temel ürünlerde ihracat kısıtlamasına ya da yasaklamasına gitmesi ile bireylerin stoğa yönelmeleri zaten karmaşık olan gıda güvenliği sorunun çok daha dramatik hale getirmektedir. Sıralanan bu sorunlar yıllardan beri globalleşmenin hâkim olduğu başta buğday olmak üzere temel ürünlerde alınan önlemlere rağmen kaçınılmaz olarak ülkemizi de etkilemiştir. Tüm bunların sonucu olarak ithal edilen buğdayın tonu 420 doları aşmış, iç piyasada buğday fiyatı ortalama 6,0 TL/kg’a yükselmiştir.  Petrol, doğalgaz, elektrik, gübre ve zirai ilaç gibi temel girdi fiyatları tüm Dünya’da olduğu gibi, belirgin dışa bağlılık sebebi ile katlanarak artmıştır.” dedi.

Yaşanan gıda krizinin önümüzdeki yılarda da etkisinin değişen oranlarda sürebileceğinin ön görülmesine göre; Türkiye’de bu etkinin buğday gibi temel ürünlerde kontrol edilebilmesi için bazı tedbirlerin alınmasının kaçınılmaz ve hayati olduğunun önemine değinen Taşpınar, “Bunlar; TMO’nun elinin güçlendirilmesi için belirlenecek taban fiyatının, haftalık gözden geçirmesi, piyasayı regüle edebilmek için TMO’nun stok düzeyini oldukça yükseltecek tedbirler alması, üretimdeki maliyet yükünü hafifleterek üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak üzere, 2022-2023 yılı için mazot, gübre, tohum desteğinin ve geçici verilen destekler de kalıcı hale getirilerek dekara 116 TL’den 230 TL’ye çıkarılması, kiloya verilen 10 kuruş olan ürün desteğinin 25 kuruşa çıkarılması, tarım sigortasının zorunlu hale getirilmesi, şeklinde özetlenebilir.” dedi.

Taşpınar sözlerine şöyle devam etti, “Uzun yıllar verileri göz önüne alındığı zaman Ülkemizde 20 milyon ton verim elde edilmekte idi. 2022 hasat mevsiminde de Buğday üretiminin uzun yıllar düzeyinde ve geçen yıla göre %17,6 artışla 20 milyon ton olacağı tahmin edilmektedir.”

Ulusal Hububat Konseyi olarak kurullarında sektörün tüm paydaşlarının temsil edildiğini ve alınan kararların istişare ile alındığını belirten Taşpınar, hububat üretiminin arttırılması ve sürdürülebilir bir hale getirilmesi için karar alıcılarla, tarım paydaşlarıyla ve üreticilerle sürekli iletişim halinde olduklarının altını çizdi. Yeni dönemde UHK kurullarındaki değerli çalışma arkadaşlarıyla proaktif bir çalışma dönemi yaşayacaklarını belirten Taşpınar, genel kurula katılan ve destek veren herkese teşekkür ederek, bereketli bir harman sezonu diledi.

UHK SEÇİM SONUCUNA OLUŞAN KURULLAR ŞÖYLE OLUŞTU;

MECLİS
ALİ SÜRÜCÜ
Prof. Dr. S. AHMET BAĞCI
MURAT YAĞIZ
HALUK TEZCAN
KAMİL ADEM
MUSTAFA YILMAZKART
RAMAZAN HIDIROĞLU
MUSTAFA NURİ ÇOMU
KEMAL UFLAZ
ÖMER ZEYDAN
GÜRKAN GÜREL
EKREM ÇAVAŞ
RIFAT KAVUNEKER
Dr. FATİH ÖZDEMİR
Dr. MEHMET HASDEMİR

YÖNETİM
ÖZKAN TAŞPINAR (BAŞKAN)
YAŞAR SERPİ (BAŞKAN VEKİLİ)
M.NAMIK KÖKLÜSOY (SAYMAN)
SABAHATTİN YUMUŞAK
Prof. Dr. BAYRAM SADE
MURAD BERTAN
MEHMET TABUR
HASAN GÜMÜŞ
SELÇUK AYDINALP

YÖNETİM YEDEK
FEDAİ CANIM
RUHİ BADEM
MEHMET KAVUN
RAMAZAN ÖZKILIÇ
MESUT OKYAY
OĞUZ ÖZMEN
AHMET DURAN BALSUYU
NİZAMETTİN SARI
AHMET FARUK ARSLAN

DENETLEME KURULU
MUSTAFA ÇEVİK
MURAT AKBULUT
HAKAN ÖZDEMİR

DENETLEME KURULU YEDEK
MUSTAFA AYDAR
R.ZAFER ARISOY
FATİH OKUMUŞ

ARAŞTIRMA VE DANIŞMA KURULU
Dr. VEYİS YURTKULU
ATİLLA AZKUR
ERDEM ERTEKİN
ŞEVVAL CENGİZ
OSMAN NURİ HEKİMOĞLU
Prof. Dr. ALİ TOPAL
Prof. DR. SÜLEYMAN SOYLU
CELİL ÇALIŞ
İSMAİL SAYIM

28Haz

Anız Yangınları Milli Meseledir

Toprak verimi düşüren ve topraktaki canlıları öldüren anız yangınları ile mücadele son yıllarda devletin de politikası haline geldi. Anız yakanlara bir taraftan Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerince cezai işlem uygulanırken, uzmanlar da çiftçileri anız yakmamaları konusunda çağrıda bulunuyor.

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) Başkan Yardımcısı Yaşar Serpi, anız yakanlara uyarılarda bulundu.

Türkiye topraklarının genel olarak organik maddece zayıf olduğunu belirten Serpi, hububat kaldırıldıktan sonra toprağa karışan anızın, toprak organik yapısını güçlendirdiğini belirtti. Tarım alanlarının gelecek nesillere sağlık şekilde bırakılması gerektiğinin altını çizen Serpi, anız yakmanın hem ülke hem çiftçi ekonomisine zarar verdiğinin altını çizdi.

Türkiye’de tarım yapılabilir yaklaşık 24 milyon hektarlık alanın yaklaşık yarısında tahıl ekimi yapıldığını, tahıl ekilen alanların da yüzde 90’ında buğday ve arpa ekimi yapıldığını belirten UHK Başkan Yardımcısı Yaşar Serpi, anız yangınları için en büyük sorunun da buğday ve arpa ekim alanlarında oluştuğunu açıkladı. Serpi açıklamasına şöyle devam etti; “Türkiye’de bundan 50 yıl önce yüzde 60’lar seviyesinde olan anız yangınları, son yıllardaki çiftçi eğitimleri ve bilgilendirme çalışmaları ile yüzde 10’lara kadar düşmüştür. Bu iyi bir gelişme olmakla birlikte tamamen ortadan kaldırılması gereken milli bir meseledir. Anız yakma, bu eylemin gerçekleştirenleri tarafından kısa sürede faydalı olduğu iddia edilecek kadar düşünülmeden gerçekleştirilen felaket ve gerçek bir çevre sorunudur. Özellikle ülkemizde makineli tarım ve beraberinde gelen ikinci ürün elde etme isteği ile nadası ortadan kaldıran münavebe sistemi gibi son 50-60 yılda gerçekleşen tarımdaki yapısal değişiklikler ile yakın geçmişte gündeme gelmiştir. Bu nedenle hasat artığı sap ve köklerin doğal yollardan toprağa karışması veya çürüyerek humusa dönüşmesi için gereken süre ortadan kaldırılmak istenmektedir. Hasat işlerinin hızlandığı dönemlerde, biçerdöverlerle hasat yapılan alanlarda biçim boyunun yüksek tutulması, bu alanları anız yakma için potansiyel tehlike alanı yapmaktadır. Bunun en önemli nedeni, üreticilerimizin bir sonraki ekecekleri ürün için zahmetsiz tarla hazırlığı yapmaktan kaynaklanmaktadır. Bir kısım üreticilerimizde tarlasındaki hastalık ve zararlıların yakmak suretiyle yok olacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Fakat anız yakma çok sayıda olumsuz duruma yol açılmaktadır. Topraktaki organik madde,  yüzeye yakın kısımda bulunan yararlı mikroorganizmalar yok olmaktadır. Toprak, su ve rüzgar erozyonuna daha hassas bir duruma gelmektedir. Yangınla birlikte çevredeki orman, meyve ağaçları, çalılar, telefon ve elektrik hatları, yerleşim yerleri ve toprak üstü canlıları zarar görmekte, demir ve kara yolu ulaşımı tehlikeye düşmekte,  aynı zamanda çevre ve hava kirliliğine yol açmaktadır. Yanan anızın, hem toprak üstü canlılarına hem de anız artıkları ile beslenen yaban hayvanlarına zarar vermesi sonucu doğal denge bozulmakta, toprak yüzeyinde belli bir derinlikteki verimli katmanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Toprak oluşumu çok uzun süreler alan bir işlemdir. Bu işlemin doğal faktörlerle gelişmesi; su rüzgar gibi etkenleri içerisinde barındırır ve milyarlarca yıl alır. 10 ila 20 cm kalınlığındaki verimli bir toprak tabakasının oluşması binlerce yıl alırken bu tabakanın erozyon sonucu yok olması sadece seneler sürmektedir.”

Anız Yakmanın Cezası Var

Anız yakma ile ilgili cezaların yetersiz kaldığını belirten Serpi şunları söyledi “Cezaların caydırıcılığı arttırılmalıdır. 2020 yılında anız yakanlara Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 31 Aralık 2019 tarih ve 30995 sayılı resmi gazetede yayınlanan 2020/1 Nolu Tebliğ’inin, ” 1″ bendinde “Anız yakanlara her dekar için 73,68 TL idari para cezası verilir. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskun mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat arttırılır.” hükmü yer almaktadır.”

İslam Canlıya Eziyeti Yasaklar

Din adamlarının anız yakmanın haram olduğunu beyan ettiklerini belirten Serpi, anız yakmanın geleceği yakmak olduğunu söyleyerek, “Bir hayvanın keyfiyen öldürülmesi ile yakılan anızda ölen binlerce canlının durumu aynıdır. Anızla birlikte aynı zamanda binlerce canlının yakılması vahşettir, büyük günahtır. Hz. Muhammed “Yerdekilere merhamet etmeyene, göktekiler merhamet etmez” buyurarak, etrafımızdaki canlılara hangi gözle bakmamız ve nasıl davranmamız gerektiğini bize göstermektedir. Anız yakılması gibi çağdışı bir uygulamadan vazgeçilmesi gerekir” dedi.

Anız Yangınları, Gıda Güvenliğini Tehdit Ediyor

Anız yangınlarının önüne geçmek, işini düzgün yapan üreticilerimizi kollamak ve ödüllendirmek için azami dikkat gösterilmesi gerektiğini belirten Serpi, anız yangınlarının geleceğimiz ve gıda güvenliğimiz açısından son derece önemli bir tehdit olduğunu söyledi.

Serpi, “Anız yakma gibi çağdışı uygulamalara son verilmesi, çiftçiye yeni önerilerinin sunulmasını zorunlu kılmaktadır. Anız yakmanın zararları konusunda çiftçilerimiz, yeterli ve doğru bilgiyle buluşturulmalıdır. Tarımsal desteklerden çiftçilerin faydalanabilmesi için anız yakmama koşulu getirilmelidir. Anız yakmayan çiftçilere daha yüksek miktarda destek verilmelidir.” dedi.

14Haz

UHK’den Organik Madde Seferberliği Çağrısı

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) Yönetim Kurulu Üyesi ve KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Sade, tarımdaki verimlik ve yüksek maliyete neden olan topraktaki organik madde eksikliğinin; “Organik Madde Seferberliği” ile çözüme kavuşturulabileceğini açıkladı.
Topraktaki canlılığın birçok bileşenin bulunmakla birlikte, ana bileşenin organik madde olduğunun altını çizen Sade, organik madde miktarının sınır değerin altında düştüğü toprakların canlılığının da o oranda azaldığını, yapısının ve unsurlar arasındaki dengenin bozulup ‘Ölü toprak’ olarak adlandırıldığını belirtti.
İdeal bir toprağın yüzde 5’inin organik madde olması gerektiğini belirten Rektör Sade; “Bu ideal yapıya Türkiye’nin içinde bulunduğu iklim kuşağında ulaşılması zor olduğundan hareketle, organik madde yeterliliği olarak yüzde 3 kabul edilmektedir. Ancak ülkemizin birçok tarım bölgesinin kurak iklim kuşağında olması, hasat artıklarının yok edilmesi, organik gübrelerin tarımsal üretim dışı kullanılması, yanlış toprak işleme gibi nedenlerle organik maddenin çoğunlukla yüzde 2’nin altında, hatta yüzde 1’in olması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Ülkemiz tarım topraklarının önemli bir düzeyinde organik madde miktarı yetersiz düzeyde olup, bu durum önemli verimlilik sorunlarını beraberinde getirmektedir. Anızlar ve hasat artıkları değerli organik madde kaynaklarıdır. Bu değerli artıklar farklı gerekçelerle yakılıp, yok edilebilmektedir. Bu işlemle hem de birçok ek zararlara sebep olmaktadır. Bunların yanında sık işleme, devirme ve parçalama gibi toprak işleme yöntemleri aşırı havalanma sonucu topraktaki organik materyalin hızlı parçalanmasına ve organik maddenin hızla tükenmesine neden olmaktadır.” dedi.
Prof. Dr. Bayram Sade, verimliliğin ana unsuru olan organik madde ile ilgili yapılması gerekenleri de şu şekilde ifade etti:
“Böylesine tarımı etkileyen ve verimlilik sorunu oluşturan, yüksek maliyete neden olup, ekonomik üretimden uzaklaştıran bir konunun; kamu, belediyeler, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve diğer tüm ilgili kurum ve kuruluşların dahil olacağı “Organik Madde Seferberliği” ile ele alınacak bir yaklaşımla çözüme kavuşturulabilir.
Tarım ve Orman Bakanlığınca uygulanan organik gübrelere ve mineral katkılı Organik gübrelere verilen destekler artırılarak devam ettirilmelidir.
Anız yakmanın zararları ile ilgili eğitim çalışmaları yürütülmesi, sap parçalayıcıların desteklenmesi ve hukuki müeyyidelerin tavizsiz uygulanması önemlidir. Hasat artıklarının mutlaka tarlada kalması sağlanmalıdır.
Kök kanallarının muhafazası, toprak yapısının korunması, organik madde parçalanmasının hızlandırılmaması için; doğrudan ekim, azaltılmış toprak işleme, dikey toprak işleme gibi aynı zamanda toprağı koruyucu yöntemlerin yaygınlaştırılması üzerine çalışılmalıdır. Toprağı deviren ve parçalayan ekipmanlar yerine bu tür ekipmanların daha güçlü desteklenerek kullanımları özendirilmelidir.
Farklı kök sistemi, yetiştirme istekleri ve konukçuları olan bitkilerin art arda ekilmesi şeklinde ifade edilen münavebe toprak organik maddesinin korunması ve verimlilik açısından önemlidir. Desteklerin münavebe şartına bağlanması uygulanması geliştirilerek devam ettirilmelidir.
Üreticilerin özellikle hayvan gübrelerini olgunlaştırmalarını sağlayacak sistemleri kurmalarını sağlayacak programlar uygulanmalı, olgunlaştırılmış gübrelerinin tarım topraklarına katkılarının çok daha büyük olacağı gerçeği benimsetilmelidir.
Organik gübre dağıtıcı ekipmanın daha çok üretici örgütleri aracılığı ile desteklenmesi ve kiralama yolu ile üreticilerin kullanımına sunulması ekonomik ve uygulanabilir bir program olarak kurgulanmalıdır.
Ana ürünlerin arasında kışlık ya da yazlık yeşil gübre bitkilerinin ekilmesi ve çiçeklenme döneminde toprağa karıştırılması özendirilmelidir.
Her üreticinin evsel ve çiftlik organik artıklarını olgunlaştıracakları kompost çukuruna sahip olması özendirilmeli, geri dönüşümün organik gübre olarak tarlaya olması yönünde programlar uygulanmalıdır.
Hayvancılığı yoğun yapan işletmelerin efektif biyogaz tesisine sahip olması ve enerji elde edildikten sonra kalan organik atığın tarım toprakları ile buluşturulması programları desteklenmelidir.
Şehir çevrelerinde yoğunlaşan tavukçuluk işletmelerinin gübreleri belediyeler organizasyonunda toplanmalı ve kurulan tesislerde olgunlaştırıldıktan sonra tarım toprakları ile buluşturulması yoluna gidilmelidir.
Sıfır atık projeleri her il ve ilçede yaygınlaştırılarak, atıkların kaynağında ayrıştırılması, kurulacak tesislerde organik atıkların olgunlaştırılması, zararlı unsurlardan arındırılması ve minerallerle de zenginleştirilerek organik gübre haline getirilmesi projeleri programlanmalı, bu projelerde belediyeler aktif görev almalıdırlar.”

Yazı dolaşımı